Kayıtlar

ARAMIZDA YAŞAYAN YARATIKLAR

11 Eylül 2004 cumartesi günü ilk defa bir park yerinde ailemle beraber yaklaşık bir saat mahsur kaldım. Yandaki krokide görüldüğü üzere araçlar bir sokakta park etmiş halde durmaktaydılar. Oradan ayrıldığımızda bir sorun olacağı içime doğmuştu ama , toplumdaki saygısız ve terbiyesiz kişlerin daha az sayıda olduğunu düşündüğümden geri dönüp oradan çıkarmadım. Biz gerekli yerlere gidip döndüğümüzde şekil 2 durumu meydana gelmişti. Sağa baktım , sola baktım kimse yok. Mecburen acil yardımı arayıp yardım istedim. 30 dakika sonra ekip geldi. Hatalı aracın sahibine ulaşamadılar ama ardımdaki aracın sahibine ulaşılabildi. Aksi halde çekici gelecekti ve saygısız vatandaş aracını bıraktığı yerde bulamayacaktı. Böyle kişiliği bozuk tipler aramızda dolaştıkça daha çok fırın ekmek yememiz lazım. Bunların toplumumuzun içinde yaşayan zararlı mikroplar olduğu görüşündeyim. Saygılar...

AĞIR OL DA MOLLA DESİNLER...

Dünya kurulduğundan beri sosyal topluluklar varolmuştur.Bu topluluklar içinde devamlyı statü farklılıkları oluşmuş ve azınlıklar çoğunlukları yönetmiştir. Bu da değişik insan tipleri ortaya çıkarmıştır. Yönetim kademesinde olanlar kendilerine bir hava vermişler ve Vakar kavramı ortaya çıkmıştır. Vakar kavramını kendini farklı göstermek isteyenlerin üzerine giydiği bir giysi olarak düşünebiliriz.*kes* Şöyle ki bir sosyal lider düğüne gitse içinden geldiği gibi dansedemez , eğlenemez. Eğer adamları onu öyle görürse karizması gider. Peki bu karizma nasıl kazanıldı. Onun için kişinin doğumundan başamak üzere evreleri inceleyelim. Doğarken kimse karışmaz,istediğin gibi ağlarsın. 3 yıl böyle gider. çocuk 3 yaşını geçtiğinde toplum baskısı başlar. Çocuk ağlamak istese "erkekler ağlamaz" ,"kendi düşen ağlamaz" gibi yönlendirmelerle ağlama hevesi kırılır. Erkek çocuklar için sünnet olayından sonra bir ağırbaşlılık başlar. Artık o erkek olmuştur. Okul döneminde ilk elebaşı...

EUROVISION

Sağolasın Sertab ve Ekibi.. Ne Mutlu Türk Milletine ki 28 yıl sonra eurovision da birinci olduk. Her ne kadar şarkının iki lafını söyleyemesek te mutluyuz.

Trafik

Modern çağda boğuştuğumuz sorunlardan biri de şüphesiz Trafik Sorunudur. En çok yaşanan yerlerde şehir merkezleri olarak görülmektedir. Binlerce değişik karakterde insan yaya veya motorize olarak her sabah yollarda yerlerini almakta ve bazen can kaybının da olabildiği trafik kazaları yaşanmaktadır. Hergün 40-50 kişi hayatını yitirmesine rağmen sadece Bağdat Caddesinde kaza olunca medya olayın üzerine gitmekte ve sözde kamuoyu tepkisini yansıtmaktadırlar. Belli bir süre sonra da unutulup gitmektedir. Son günlerde ALKOLLÜ Araç kullananlara yönelik süper ağır cezalar gerektiren yasalar çıkarılması yine gündeme geldi. Ceza olunca caydırıcı olacak ve kazalar olmayacak; bu mümkün değil çünkü aşırı alkollü bir insan kendini dünyanın en zengini olarak görebilir. O anda hiçbir ceza onu yıldıramaz ve kaza yapacaksa yapar. Sürücüleri veya yaya giden nesneleri alkollü-alkolsüz diye ayırıp cezaları ona göre ayarlamak doğru bir uygulama olamaz. Bunun yerine bütün kusurlu hareket yapanlara ay...

İnternet ve Bilgisayar

1900′lü yıllardan 2000′li yıllara adım attığımız yaşlı dünyamızda yaşanan en büyük devrim bilgisayar ve iletişim dünyasında yaşandı. İleri veya geri kalmış dünya ülkelerinde milyonlarca kişi klavyeler aracılığıyla bir anda bütün dünya ile kucaklaştı. Bu ortamda somut bir sınır olmadığı için internete bağlanan kişiler birbirine kapı komşusu oldu. İnternet ortamında kendini ifade etmenin yolu doğaldır ki html sayfası tasarlayıp uygun bir alanda yayınlamaya başlamaktır. Kimler sayfa yapsın, kimler yapmasın ? Sadece şirketler, satıcılar, büyük medya devleri mi interneti kullanacak; tabii ki hayır burada her dünya vatandaşı kendini ifade edebilmelidir. Kişisel web sayfaları sessiz çoğunluğun ben de buradayım dediği bir yer olmalıdır. Web sayfası hazırlamak isteyen amatörler genel de içerik bulamamaktan yakınmakta ve yahu ben ne yazacağım ki diye düşünmekteler ve sayfa hazırlamaya dahi başlamamaktalar. Halbuki bir başlansa diğer şeyler arkadan gelecektir. Herkesin bir fikri mutlaka vardır. S...

HAYVANLAR VE İNSANLAR ÜZERİNE

lkokuldan bu yana bize öğretilen bir zincir vardır.”Beslenme Zinciri” bu zincirde kuşlar,kurtlar, mikroorganizmalar ve bitkiler bulunmaktadır. Bu yaratıklar yaşamak için kah canlı olarak, kah cansız şekilde habire birbirini yiyip durmaktadırlar.Düşünsenize tavuğun yumurtasını yemek demek, saçı bitmedik civcivi yemek demek :)). Biz insanları insan çiftliğinde yetiştirseler ve etimizden, sütümüzden yararlansalar iyi mi olurdu. Daha üç yaşında çocuklara hayvan kesmenin normal olduğun öğretiyor ve kurban bayramlarında (insanlar için bayram, hayvanlar için matem)binlercesini yaka paça katlediyoruz. Acaba yaşamanın tek yolu bu mu ? Et yemeden protein sağlanamaz mı ? Bir de tarih boyunca “et yiyen uluslar ot yiyenlere hükmetmişlerdir” konusu var. Et yiyen uluslar kafaları çalıştığı için değil herhalde barbarlıkta çok usta oldukları için hükmetmişlerdir. Çünkü tarımsal ürünlerle uğraşan ve doğal bitkisel ürünlerle beslenen kişiler daha barışçı olmaktadır. Her ne kadar tek akıllı yaratık olarak...